30 Kasım 2009 Pazartesi

intihar ederek herkesi ve her şeyi cezalandırmak

dün gece aklıma geldi. açıkçası son 4 yıldır tek bir gün aklımdan çıktığı yok. ne zaman gelip de zihnime bağdaş kurup oturdu bu duygu, bilmiyorum..
bilmeyi istiyor muyum peki? sanmıyorum..

dün gece aklıma geldi işte. annemle konuşurken. babam yerinden kıpırdamayıp da benimle konuşmadığında. babasına tapan asalaklardan değilim. ya da aile kavramının muhteşemliğini övenlerden. ama babamın yerinden kalkmayıp da benimle konuşmaması ilk defa zoruma gitti..
10 gün sonra askere gideceğimden değil bu hassasiyetim. ben hep böyleydim. böyle geldim dünyaya. böyle getirildim. külli iradeyle kaderimi tayin eden biliyor hayatımın ne zaman, nerede, ne şekilde sonlanacağını. benimkisi önceden yazılmış bir rolü oynamak. ya da oynarken rolümü yazmak. bilmiyorum. bilmeyi ise hiç istemiyorum.

dün gece geldi aklıma işte. dedim ki kendi kendime; "öldür kendini. hem de askerde. bir gece yarısı cephaneliğe git. tüm cephaneliği havaya uçurmazdan önce kısa bir not yaz yatağında. ranzanın üzerine koy beyaz kağıdı. o beyaz kağıtta siyah harflerle aynen şu cümle yazsın;

"hepinizin amına koyim."

üzerine alınmak isteyen alınsın. alınmayanlar ise sadece gülümsesinler bu delilik karşısında. dün gece aklıma geldi işte. sabahın altı buçuğunda. ben uyumak için gözlerimi sıkarken. ve uyku bana bir gramını sunmazken. dün gece geldi aklıma. geldiği gibi uçup gitmedi ama. joker olarak duruyor sol cebimde. askerliğime 10 gün kala..

dün gece geldi aklıma işte. nüfus cüzdanımda hangi ırka ait olduğum, hangi dine inandığım yazarken. dün gece geldi aklıma. babamın isminin yazılı olduğu yeri sol elimin işaret parmağıyla aşındırırken. annemi düşlerken. kardeşlerimin yüzlerini anımsamazken. sevilecek veya tapılacak tek bir kutsallık bulamazken..
dün gece geldi aklıma. şık bir ölüm strili üzerinde karar veremezken. ölüm stili konusunda kararsızken. ben öldükten sonra, kendimi öldürdükten sonra bir kere bile hatırlanmayacağımı bildiğimden vazgeçtim. ben öldükten sonra annem yas tutmayacağından. babamın sikinde olmayacağından. beni sevdiğini söyleyen hiçbir dişinin umrunda olmayacağından vazgeçtim.

benim intiharım hayatım. her an ve her salise. şimdilik 29 yıl sürdü. daha ne kadar sürer, bilmiyorum. bilmeyi ise, hiç istemiyorum..

28 Kasım 2009 Cumartesi

güzel (kadın)

şu an birisi karşımda. tam karşımda hem de. saçları simsiyah. yüksek topuklu çizme giymiş. siyah. dar bir body giymiş. siyah. etek giymiş. dizlerinin az altında. siyah. beli ince. kalçaları hafif dolgun gibi. gözleri ne renk? bi göz göze gelse benimle, söyleyeceğim. şimdi geldi. siyah.
yanındaki çocuk yeğeni olsa gerek. sinemaya gelmişler. hangi filme girecekler acaba? bilmiyorum. arada bir bakışıyoruz sadece. aynı üniversiteden mezun olduk sanırım. siması yabancı değil. önceden de bu kadar güzel miydi acep? bu kadar siyah mıydı?
yoksa yas mı tutuyor ben gibi? bu yüzden mi bu kadar siyah, şu bayram günü? bilmiyorum. yanına sokulup "merhaba" desem, kızmaz sanırım. fakat bozmak istemiyorum bu güzelliği. öylece kalsın.
ayak ayak üstüne atmış, hafif büktüğü sol bileğiyle arada bir bana baksın. ben ise yazıyla resmedeyim onu. ondan habersiz.

güzel kadın. karşımda şu an. sağ çarprazındaki akvaryumla ilgileniyor. akvaryumdaki balıklarla. ne düşünüyor acaba? ne düşündüğünü benim merak ettiğim ihtimali geçiyor mu acep aklından? o da ben gibi delirmiş mi acep?
sağ ayağını sallıyor hafifçe. arada bir sol eliyle sağ dirseğine dokunuyor.
sonsuza kadar anlatabilirim onu. her anını. her salisesini. münker ve nekir melekleri gibi, ona hissettirmeden, tüm hayatını not alabilirim bir köşeye. salise salise.
şimdi kalktı masadan. anons yapıldı. yedinci salonda film başlamak üzereymiş. çantasını ve masada duran telefonunu alıp üst kata doğru hareketlendi. dönüp bana bakacak mı bilmiyorum. beşe kadar sayacağım. bakarsa çıkışta bir "merhaba" diyebilirim.

"1, 2, 3, 4, 5... ...6, 7, 8, 9, 10"

27 Kasım 2009 Cuma

cebrail olmak

***

insan olmak gereksiz.
insan olmak manasız.
insan olmak boş.
ve insan olmak loş.

cebrail olmak vardı,
bu ilahi olmayan dinde.
vahiyleri götürmeyip de,
muhammed'i sınamak.

cebrail olmak vardı,
bu ilahi olmayan tebliğde.
koçu boşlukta bekletip de,
ibrahim'i denemek.
ve ismail'i.

cebrail olmak vardı,
bu ilahi olmayan varoluşta.
hiçbir emri yerine getirmeyip de,
tanrı'yı kendi stiliyle sınava tabi tutmak.

***

münker ve nekir

***

varlığının nekir'iyim.
münker'liğim,
seni sevmezden öncede kaldı.

sevap-günah tartım bozuk.
kulluğum,
tanrısallığa bulaştı.

***

tanrı

sana geleceğim bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

sana geleceğim.
sana gelmemi beklemediğin bir anda.
sen ki bana şah damarımdan yakın olduğunu iddia edip de,
binlerce ışık yılı uzaktayken.
ben geleceğim işte.

kapını çalmadan gireceğim ofisine.
sekreterinle yaşadığın kaçak aşka şahit olacağım.
onlarca yıl bir şirkette çalışıp da patronunu göremeyen,
genç bir adamın heyecanı olmayacak içerimde.

sana bakacağım çıplak gözlerle.
çıplak ellerimle boynuna dokunacağım.
okşayacağım hafifçe.
sonra sıkacağım nedensizce.

gözlerin dönecek yuvalarında.
dilin hafifçe dışarı çıkacak.
benim gözlerim de sulanacak.
ağlayacağım belki.
tek bir damla gözyaşım senin yüzüne düşecek.

tuzlu olduğunu hissedeceksin.
benim tuzlu olduğumu anlayacaksın,
ellerimi ısırırken.

kanlar içinde kalacağız o boktan ofiste.
sekreterin iç çamaşırlarını almadan kaçıp gidecek.
giderken çığlık atacak.

aranacak bir polis olmayacak.
ahlak bekçileri ise görmeyecekler bu şöleni.

sana geleceğim işte.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

tepeden tırnağa öfkeyle dolu olacağım.
tıka basa hayal kırıklığıyla.
sana geleceğim işte.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

ruhum delik deşik bir şekilde.
dilim dimağıma yapışık.
tırnaklarım kırık.
yanaklarım çürük.
ayaklarım kesik.
sakallarım eksik.

sana geleceğim.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

gözlerine bile bakmayacağım belki.
çenemin altından yakalayacaksın.
sol elimle çenemdeki elini söküp,
devam edeceğim,
sonsuz tekrarlarıma.

ölüm bile çare olmayacak bana.
bir çıban gibi sana geleceğim.
irinli bir yara gibi.

sana geleceğim işte.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

o sonda sen olmayacaksın belki.
ruhum kaldıramadığında bu hiçliği.
patlayacağım ben.
tek bir hücrem kalmayacak.
ben de yok olacağım..

sana geleceğim.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

sana gelmezsem bir gece.
sen bana gel.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda.

ben, sana gelirken de seni bekliyorum zira.
her yüze gözlerimi kırpmadan bakıyorum,
seni görürüm ümidiyle.
her teni sen diye öpüyorum.
her yüze senindir diye dokunuyorum..

bana gel.
bir gece.
yarısında değil.
sonunda..

torunlardan ödünç alınan dünya

"bu dünya bizlere, dedelerimizden miras değil, torunlarımızdan ödünçtür" diyordu o güzel sözde. kimin söylediğini şu an için anımsamıyorum. böyle diyordu ama.

yıllar sonrayı düşünelim bir anlığına. ak sakallı dede ve nine olacağımız günleri.

küçük torunumuza ajdar'lı günler anlatırken, ilk flörtümüzden bahsederken nine'nin itişini canlandıralım gözümüzde.

-peki dede. sizin döneminizde de savaşlar var mıydı?
+vardı tabi. buz gibiydi hem de. soğuk savaş diyorlardı adına. her gün bir aydın öldürülüyordu. ve, hiç kimse üzerine alınmıyordu. şimdi ki gibi biyolojik değildi.
-peki dede. sizin döneminizde de yalancılar, insanları kandıranlar var mıydı?
+olmaz mı? tabiki de vardı. hele ki seçim dönemleri, sokaklarda geçilmezdi onların bayraklarından, broşürlerinden. şimdi en azından internetten kullanılıyor oy. en azından milyonlarca dolar para harcanmıyor seçim kampanyalarına.
-peki dede. sizin döneminizde de tecavüzcüler var mıydı? seri katiller?
+olmaz mı? "keyif için öldürdüm" diyordu seri katiller. çocuk doktorlarının, gizli çocuk pornosu arşivleri çıkıyordu.
-peki dede. sizin döneminizde de saygısızlık var mıydı? konuşanı dinlememek?
+olmaz mı yavrucuğum. herkesin bir gerçeği vardı. şimdi en azından insanlar birbirini dinlemeye çalışıyor. ve, aynı doğrultuda, aynı amaca hizmet ediyor gerçekleri.

susulur bir anlığına. hep kötü tarafı görülmez ya hayat'ın.

-peki dede. sizin döneminizde de güzel filmler var mıydı?
+vardı tabi. uçurtmayı vurmasınlar vardı. gegen die wand. ağlamak için bahane isteyen bizler salya sümük ağlardık bu filmlerde. köprü üstü aşıkları vardı. the dreamers.
-peki dede. sizin döneminizde güzel şarkılar var mıydı?
+vardı tabi. barış manço vardı. erkin koray. moğollar. hayatın fon müziğini onlar yapıyordu. biz yaşıyorduk.
-peki dede. sizin döneminizde de aşk var mıydı?
+aşk hep vardı evlad. savaş'ın ortasında. kavga'nın böğründe. yalan'ların ardında. cinayet nedeniydi bazen. bazen yaşama nedeni. ama hep vardı aşk. ve, inan bana hep varolacak.

26 Kasım 2009 Perşembe

aşktan daha önemli bir işi ya da uğraşı olmak

modern zamanların modern hastalığı. sağlığı yerinde olup da her sabah bir işe gidiyor insanlar. sağlığı yerinde olup sevdiğini veya eşini son bir kez öpmeden bir okula gidiyor insanlar.
aklım almıyor. zihnim yetmiyor. bilincim kilitleniyor. ben kendimi kendi beynime gömüyorum.

bastığım her bir toprak parçasının altında birilerinin ölü olabileceği ihtimali bile midemin bulanması için yeterliyken aşık olduğunu söyleyip de günlük hayata kaldıkları yerden kusursuzca devam edenler kusmama neden oluyor.
ya ben delirmişim haberim yok, ya da benden ayrı hiç kimse bilmiyor sevmeyi. sevilmeyi...
çünkü ben aşık olduğum zaman içerim bir lunaparka dönüşüyor. sadece çocukların girebildiği. ölüm riskinin olmadığı, her oyuncağın ücretsiz olduğu bir lunapark.

nasıl alabilirim o parka başka kişileri ya da başka duyguları? nasıl? alamıyorum. istesem de sokamıyorum. ki hiç istemedim bu yaşıma kadar.
okulumu uzattım bir kadın için. o kadar çok uzattım ki bir sabah koptu. elimde kaldı. sağlığımı kaybettim bir aşk için. bir gülüş için öldüm. ve kendimi hayata gömdüm.
istemediğim bir işte çürütmedim ciğerlerimi. genzime çektiğim oksijen ciğerlerimi dağladığında huzur aldım, seher vakti sevdiğimin kokusunu içime çekerken.

içime çektim hayatı. sevdiğimin göğsüne yüzümü gömüp de burun deliklerimden birisini tıkadım sol elimle. bir kokainman gibi içime çektim kadınımın kokusunu.
sarıldım beline. varlığımı, o meleğin varlığında sonlandırmak için.

sevmekten ötede bir köy olmadı hiç. sevmekten ötede bir şehir. bir kasaba... sevmekten ötesi yoktu. sevmekten ötesi olmadığı için de ben öylece bekledim. sevdim. son nefesimi verene kadar da seveceğim.

hayat bana ne sunarsa sunsun. başımın tacı ederek. tek bir dokunuşa ve tek bir öpüşe şu koca ömrümü verircesine. aşktan daha önemli bir işim ya da uğraşım yok benim.
bir gün öldüğümde mezar taşıma tek bir kelimeyi yazdırmak için;

"aylak."

erken boşalma

***
hayattır.
zira, her ölüm erkendir.

***

hayatın tersten başlaması

tabutla dünyaya gelmeliydi insanlar. kırışık bir yüz. ve solgun hayaller. ak düşmüş saçlarla kutlanmalıydı ilk doğum günü. kişi, doğum günü pastasının üzerindeki mumlara üflerken torunlar alkışlamalıydı.

emekliliğin tadı bir yazlıkta çıkarılmalıydı. on yıl sonra emekli olunmalıydı bir resmi kurumdan. daha sonra hayatın rutini yaşanmalıydı. dolu hayaller ve zinde bir vücut. her sabah tıraş olunmalıydı aynanın karşısında. üniversite yılları başlamadan önce evlilik teklifi yapılmalıydı "başka seçeneğim yok" diye kendini kandırıp hak etmeyen bir kişiye. kabul etmeliydi o da.

üniversiteden mezun olunurken dört yıllık duygular mezuniyet balosunun olduğu gecenin en lacivert anında açıklanmalıydı. öpülmeliydi tüm vücutlar. üniversite yılları başlamalıydı sonra. zihindeki hayallerden kurulu üniversitenin kampüsü ile ilk adımını attığın geniş bahçenin surlarının aynı olmadığı gerçeği ile yüzleşilmeliydi. hayaller kurulmalıydı vize ve final gecelerinde. sınavlara gidilirken toplu taşıma araçlarında herkes derslerde tuttuğu notları okuyup son tekrarları yaparken, kalın defterlerin arasında küçük bir çocuğun tommiks and texas ı ebeveynlerinden gizli okuması gibi arka koltukta insanlardan gizli siddhartha okunmalıydı.

sınav kağıdı boş verilmeliydi asistanlara. anlamsızca bakılmalıydı yüzüne. yüzlerin anlamsızlığı bir sınav çıkışı geniş amfilerde tespit edilmeliydi. son sürat geriye dönüş yaşanmalıydı. nasıl ki ileriye gidişin hızı ayarlanamıyorsa geriye dönüşün de hızı ayarlanamamalıydı.

lise yılları başlamalı, beyaz gömleklerin altına iron maiden tişörtleri giyilmeliydi. geceleri her tür müzik dinlenilmeliydi. arabesk, halk müziği, rock, jazz, alternatif, pop, hip-hop... hiçbiri ifade edememeliydi içteki anlamsız notaları. perdelerin hiçbir türlüsü örtememeliydi aydınlıkları. bir gitardaki veya odadaki. saydam olan perdelerin hepsi duvara vurulduğunda paramparça olmalıydı.

filmler izlenilmeliydi geceler boyu. the usual suspects te kaizer soze ile birlikte son cümle söylenilmeliydi:

"şeytan'ın en büyük hilesi; insanları, asla varolmadığına inandırmaktır."

geri dönüş devam etmeliydi. ileriye akışın önünde tüm bentler nasıl yetersiz kalıyorsa geriye dönüşte de öyle olmalıydı. tanri sorgulanmalıydı her hayal kırıklığında. varlığı veya yokluğu ispatlanamamalıydı. her başarısız aşk girişiminde son durak mastürbasyon olmalıydı. yeterlilik keşfedilmeliydi porno yıldızları sayesinde. adı konulmamalıydı ama; yetememezlik!

bir kıza aşık olunmalıydı liseye başlanılan ilk günde. hikayeler yazılıp çantasına konulmalıydı gizlice. bir oyun kadar eğlenceli gelmeliydi o kız için yazılan hikayeler. betimlemelerden vazgeçilmeliydi karşıdaki genç kızın okuması kolaylaşsın diye.
teneffüste son hikaye kızın çantasına koyulurken lavabodan erken gelmeliydi. ve yakalanılmalıydı. el, çantanın içinde, gözler boşluğa bakmalıydı. genç kız ağzını açtığında gurur duymalıydı evreni yaratan varlık eseriyle. bir sevgi sözcüğü beklenirken genç kız avazı çıktığı kadar bağırmalıydı:

hirsiz!

yıkılıp kalınmalıydı hakaretler karşısında. kelimeler dokunmalıydı ruha. terk edilmeliydi tüm okullar. bahçelerinden içeri bakılıp girilmemeliydi. geri dönüş devam etmeliydi. beden, zihin, hayaller, rüyalar küçüldükçe hayat güzelleşmeliydi. ilkokula gidilmeliydi sonra. mahalle kavgalarında sapanla taş fırlatılmalıydı karşıdaki grubun nezrinde hayata.

ilk cinayeti, bir serçenin ölümü olmalıydı her insanın. serçe gömülürken avuçla kazınılan mezara, ağlanılmalıydı hüngür hüngür. ölüm, görmeyen gözlere dahi doğal görünmeliydi. ilkokul yılları da hızlı geçmeliydi. yalın ayak gezinilen günler başlamalı, fotoğraf albümlerindeki donmuş karelerden ibaret olmalıydı gelecek. her an önceden provası yapılmışçasına yaşanmalıydı. ilk cümle "ekmek" olmalıydı insanoğlunun içindeki açlığın boyutlarını saklamak için. dişler çıkmaya başladığında ısırılmalıydı her şey. okşayan eller. ve ekmek.

emeklenmeliydi, emekli olarak dünyaya gelinen hayatta. sürünerek varılmalıydı her mesafeye. zihin sıfırlandıkça rahatlanmalıydı. kundağa sarılınmalıydı. kendi bedenine zarar vermenin hazzı iki aylık küçük bir bebekken keşfedilmeliydi. tırmalanmalıydı gözlerin altı. ve yüz.

uyunulmalıydı sonra. her an ve her salise. uyuyarak ölüme gidilmeliydi küçük bir çocukken. anne-baba, kişinin ismini ve mesleğini ölmeden seçmeliydi.kişi, anne rahmindeyken mezarı hazırlanmalıydı. müzik kutusu konulmalıydı mezarının tavanına.
anne, doğum sancısı çekerken, kişi, tabutla geldiği bu dünyadan bir orgazm eşliğinde gitmeliydi!

24 Kasım 2009 Salı

uyku

kaç sevdamı sana sattım,
bir acemi pezevenk gibi.
bilemezsin.
kaç ismail'i mi sana kurban ettim.
senin haberin yok.

kaç kez geç kaldı cebrail de,
ben tebliğ edemedim dinimi.
ne söyleyeceğimi şaşırdım.
kaç kez kez çarmıhta bırakıldım ben.
değil göklere çekilmek,
yerin yedi kat dibine geçirildim.

kaç kez, düştüm çöllere,
değil tanrı'yı bulmak,
her şeyi kaybettim.

kendimi.

kaç hayalimi, sana hibe ettim bir bilsen.
kaç planım senin yüzünden,
içerimden kürtajla alındı.

kaç sabah,
gözlerim kan çanağıydı da,
ben o çanaklardan doya doya içtim.

ah bir bilsen.

bilsen de alsan beni koynuna.
cümlelerimi duyma tenezülünde bulunmasan.
suskunluğum manalı gelse sana.
gidişlerimi, gelişe yorsan.

ah bir kereliğine sadece.

bir kereliğine bassan beni göğsüne.
soksan derimi derine.
içine alsan.
kasıklarında dinlensem ben.

kutsasan dilinle.
tatsan tuzlu derimi.
yüzünü ekşitmeden öpsen beni.
gözlerini kaçırmadan baksan bana.

sonra sen de uyusan yanımda.
beraber ninni söylesek geceye.
geceyi uyutmak için..
ve uykuyu..

doyana kadar sevişmek için..

gitme

bestelenecek yeni bir şarkı değil.
şiir ise?
hiç.

gitmek üstüne söylenecek her şey söylenmiş.
gitmek üstüne yazılacak her şey yazılmış.
gitmek üstüne yakılacak tek ağıt ben kalmışım.

yak beni.

ellerim çolak.
ayaklarım kötürüm.
dilim lal.
gözlerim ama.

gitmesen diyorum ama.
gitmesen.
ben gideceğimden değil.

ben öylece duracağım.
hep durduğum gibi.
zihnim yar olacak bana.
ve ben o yardan aşağı atlamayacağım.

gitme.
bırak dünya dönsün.
bırak.
dokunma.

sen sadece,
arada bir yüzünün yönünü değiştir.
seni daha rahat öpmem,
sana doymamacasına dokunmam,
her şeyin sana gelmesi için.

sen sadece güneşe dön yüzünü sevdiğim..


seni düşünmek



ibadetlerim pis bir paçavra gibi,
yüzüme vurulacağı o gün,
tanrı'yla arama giren tek şey,
sen olacaksın.

sevmeyi emreden tanrı'nın,
beni cehenneme göndermesinin ise,
tek nedeni yine sen.

şirklerim sana çıkacak.

ibadetlerim sen kaynaklı olacak.

yokluğunda oruçlara yatacağım.
sana aç,
sana susuz,
sana tuzsuz kalacağım.

yokluğunda namazlara duracağım.
resmini koyacağım secdeme.
yüzüne kapanacağım günde beş bin kez.

yokluğunda hacc vazifemi kusursuz gerçekleştireceğim.
döneceğim varlığının etrafında.
başım dönmeyecek bu ibadetten.

yokluğunda yokluğunun zekatını vereceğim.
malımın değil,
canımın kırkta kırkını.

yokluğunda şahitlik edeceğim.
işaret parmağımı gökyüzüne kaldırıp da,
senin allahın kulu olduğuna,
benimse sana taptığıma..

23 Kasım 2009 Pazartesi

İÇERİ(M)



içerimden,
külliyatlar geçiyor katar katar.

içerimde,
şairler volta atıyor.
birbirine bıçak çekiyor,
yazarlar.

birbiriyle restleştiyor ressamlar.
müzisyenler,
birbirinin arkasından şarkı besteliyor.

içerimde,
kanat çırpmadan uçuyor martılar.
bir güvercin pike yapıyor,
tam değecekken içerimdeki o boşluğun dibine,
son sürat gökyüzüne çıkıyor tekrar.

içerimde,
yıldızlar kayıyor.
ay tutuluyor gözlerimde.

içerimde,
gece-gündüz eşitliği var.
içerimde,
mevsimler kardeş birbiriyle.
kimse kimseye ihanet etmiyor ama.

içerimden annem geçiyor zamansız.
babam koşuyor,
her hangi bir yere.
küçük kız kardeşim,
benden yardım dileniyor.

içerimden,
kanla karışık tutku seronomisi geçiyor.
içerimden,
koca bir hayat geçiyor.
kalbimin ve zihnimin duvarlarını acıtmadan.

içerimden,
ben geçiyorum.
ilk defa canımı acıtmıyorum kendim.
ilk defa varlığım yük olmuyor zihnime.
ilk defa dar gelmiyor, bedenim ruhuma.
ilk defa, tahammül edebiliyorum. aynada gördüğüm yüze.
ilk defa, hak veriyorum herkese. ve her şeye.

vuslat



ne yapar ki,
vuslatı tadan iki sevgili?


dilimde,
hiçbir lügatta karşılığı olmayan hırıltılar.
içerimde ise,
geçmişimin kabuk tutmuş yaralarının kaşıntısı.

ne yapar ki,
vuslatı tadan iki sevgili?

sevişirler mi,
birbirlerinin dudaklarını kanatırcasına?
sarılırlar mı yoksa,
birbirlerinin bedenlerinde kendi varoluşlarını somutlaştırmak için?

ne yapar,
vuslatı tadan iki sevgili?

birbirlerinin yüzlerini okşayıp,
şiir mi okurlar birbirlerine?
birbirlerinin anlattıklarını hatmedip de,
hafızımı olurlar aşk denen dinin?

dilimde,
hiçbir lisanda tadı tarif edilemeyecek küçük bir dil.
geleceğim ise,
o dilin yoğurabileceği her şey.

ne yapar,
vuslatı tadan iki sevgili?

susarlar mı sadece?
susuşları, susuzluklarını dindirir mi?
yoksa,
gülerler mi kahkahalarla?
kahkahaları paralanır mı,
hayat denen yosmanın yüzünde?

ne yapar,
vuslatı tadan iki sevgili?

birbirlerinin bakışları sayesinde,
delinip de geçerler mi içlerinden?
yoksa,
tıkanıp kalırlar mı kendi cümlelerinin altında?

ne yapar,
vuslatla iki sevgili?

etme (mevlana'dan şems'e)

Duydum ki Bizi bırakmaya azmediyorsun, ETME
Başka bir YAR, başka bir DOST 'a meylediyorsun, ETME

Ey ay, felek, harab olmuş, ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, ETME

Ey makamı var ile yokun üstünde olan
Sen varlık sahasını terk ediyorsun, ETME

Sen yüz çevirecek olsan, Ay kapkara olur Gamdan
Sen ayında evini yıkmaya kastediyorsun, ETME

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
Sen zehri şeker, şekeri zehr ediyorsun, ETME

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, ETME

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, ETME !

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun ETME !!